26 Ekim 2013 Cumartesi

İhtiyara ithafen...

Bir ihtiyar var. Gözümün önünde. En yakınımda. Hep en yakınımda olan bir ihtiyar.
Senelerimi geçirmeme, onla büyümeme rağmen hiç anlayamadığım bir ihtiyar.Ve bunun yanı sıra çok şey de borçlu olduğum bir ihtiyar.
Çocukluğumu düşününce aklımda beliren en net anıların sahibi bir ihtiyar. 
Yalnız bir ihtiyar, artık çok yalnız kalan bir ihtiyar.

Benim ihtiyarım da huysuz biraz diğer ihtiyarlar gibi. Aslıda hep öyleydi, biraz. Hep kızgındı. Bir şeylere. Hiç bilemedim nelere böyle kızdığını. Ama sonra anladım ki birşey yoktu kızdığı. Kızgındı sadece, kızgın. Nedensiz hallerden işte. Nasıl suskunsa bazıları ve bazıları da nasıl çenebazsa ölesiye, o da öyle kızgındı.

Lakin durulmuştu, bir kaç senedir öyleydi. Daha sakin, daha fazla düşünen ve ağlayan daha fazla. İhtiyarlık dedim adına. Böyle birşey sanırım, dedim. Senelerce içindeki kaynayan o ateş kor halini almış, sönmek üzereydi. Yine kızgın oluyordu bazı zamanlarda ama devamında akıtıyordu suyunu, söndürüyordu ateşini.

Kızlarını, oğlunu büyütmüştü ihtiyar. En büyük torunundan en küçüğüne o büyütmüştü. Vermişti hepsine belli sırlar, hepsi bir şeyler kapmıştı ihtiyardan.
Ve ihtiyar farkındaydı, zamanın. O his artık çok yoğundu, fazla yoğun. Düşünmek yoruyordu belki de ihtiyarı bu kadar.
Geçen 60 küsur sene vardı önünde, muhakemesi zor oluyordu heralde.
'Değişti dünya' diyordu, iç çekiyordu. Onun dünyasındaki değişimi düşünmek bile can sıkıcıydı. Anlıyordu dinleyenler.
' Kalmıyor zaman' demişti mesela 'Geçiyor', 'Farkına varmıyorsunuz, kalmayacak size de' demişti. Biliyordum bunu, söyledi diye düşündüm bir daha.
Onu düşündüm, bildiğim kadarıyla hayatını, yaptıklarını, yapmadıklarını, yapmak zorunda olduklarını düşündüm. Acı oldu biraz. Üzüldüm.
Belki de istemediği bir ömür müydü? diye düşündüm. Öyle mi geçti?
Öyleyse gerçekten cehennem olmalı, dedim. Tüm o kızgınlıklar bu yüzdendi belki dedim.
Yalnızlığından, çevresinde bir çok insan olmasına rağmen yalnız oluşundan...

Sonra hiç düşünmek istemediğim bazı şeyleri düşündüm. Saçmalama, dedim. Ne kadar geç olursa o kadar iyi. Bakma sen onun durgunluğuna, dedim. Hep ihtiyarlıktan.
Ne çabuk ihtiyarlaşmışlardı ve ben ne çabuk böylesine büyümüştüm. Düşünmek istemedim bunu. Fena sıkıcı geldi. Bu döngü, mecburi döngü can sıkıcıydı.

Ve sonra gitmiş bir ihtiyar geldi aklıma. Hayatımdaki en iyilerden bir adam. 
Belki de daha iyisini tanıyamam, diye düşündüm. Belki.

Yanı başımdaki ihtiyar da dalıp dalıp gidiyordu bu sıralar. Fazla dalıyordu gidiyordu derinlere.
Konuşmalarım pek de anlam ifade etmiyordu artık. O da değişmişti işte, dediği diğer değişenler gibi.
Zaman, dedim ben de onun gibi. 
Geçiyor, gidiyor ve çok değişiyor, 
Değiştiriyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder