20 Şubat 2014 Perşembe

Misal;

Çay edebiyatından bıkmamıştı.
Kuş edebiyatından da.
Gemi-deniz edebiyatından, mavilik edebiyatından da bıkmamıştı.
Yıldız-gece edebiyatından hele hiç bıkmazdı.
Beklemeli kalmalılardan da bıkmazdı herhalde daha.
Varoluş edebiyatından zaten bıkamazdı. Nasıl bıkılırdı onca soru varken? .... 
Diye düşünürken geceye çıktı. Ilık karşıladı gece onu. Kafasını kaldırdı göğe, seçti yine en parlak olan Kutup yıldızını namı değer Şimal'i. Sevdi tekrardan, izledi bir müddet. Şarkısını mırıldandı ardından. Komşu evleri dinledi biraz da. Asayiş berkemaldi.
Bunları yapmaktan da bıkmıyordu misal.
Sürekli dinlediği radyo kanallarından, önünde açılıp duran kitaplardan, kafasında dönüp duran tüm o konuşmalardan bıkmıyordu.

Tüm bu bıkmadıklarının yanı sıra da bıkmıştı kalan her şeyden. Çok bıkmıştı. Bıkmamak elde değildi. Formül, bıkkınlıklarını düşünmemekteydi belki de.? Bıkmadıklarını düşünmeli, sıralamalı, bıkana kadar devam ettirmeliydi herşeyi. O yolda da ilerliyordu istikrarla, olanca hali, halsizliğiyle.

Kuş edebiyatı, gök edebiyatı, mavilik edebiyatı yapacaktı bıkana kadar, sonuna kadar. Çektiği fotoğraflarla da destekleyecekti elbette. 
Gökyüzü, onundu.
Gökyüzü, isteyen herkesin.

''Bir gün çok bunalırsan
Denizin dibinde yosunlara takılmış gibi
Soluksuz
Sakın unutma
Gökyüzüne bakmayı
GÖKYÜZÜ SENİNDİR
Gökyüzü herkesin.''


                                                                               
                                                                                                                                            35 Buçuk.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder